İklim Değişikliği …

Gezegenimizin atmosferi tıpkı bir sera gibi çalışır. Yerküreye gelen güneş ışınlarının neredeyse yarısı geri yansır. Atmosferde bulunan karbondioksit, metan, su buharı, ozon, azot oksit gibi gazlar sayesinde yerküreden yansıyan ışınların bir kısmı geri yerküreye gönderilir.

Sera gazları dediğimiz bu gazlar yeryüzünün ortalama sıcaklığının 15°C’yi bulmasını sağlar. Eğer atmosferimiz sera etkisi göstermeseydi yeryüzü ortalama sıcaklığı -18°C civarında olurdu. Yerkürenin ortalama sıcaklığının artmasına neden olan bu sürece sera etkisi denir. Rakamlardan da anladığımız üzere sera gazları dünyadaki canlıların yaşayabilecekleri ortamın oluşması için oldukça önemlidir.

Fosil yakıtların kullanılması, arazi kullanımındaki değişiklikler, ormansızlaştırma, gibi insan etkinlikleriyle atmosfere salınan sera gazı birikimindeki hızlı artışın sera etkisini artırması sonucunda dünyamızın ortalama yüzey sıcaklıklarındaki artışa iklim değişikliği diyoruz. Fosil ve biyokütle yakıtların yakılması sonucu ortaya çıkan karbondioksit ise insan kaynaklı sera gazı salınımının en büyük kaynağı. Gübre kullanımı, plastik üretimi ve buzdolabı ile klima kullanımı da bu salınımı artırmakta. Ormanların tahrip edilmesi ise atmosferdeki karbondioksit seviyesini düşüren ağaç ve bitkilerin azalmasına neden olmaktadır.

Sera gazlarının artması ve atmosferde bulunan gaz miktar ve oranlarınının değişimi sanayi devrimi sonrası büyük bir hız kazanmıştır.  En önemli sera gazı olan CO2`nin ve diğer sera gazlarının atmosferdeki birikimi sanayi devrimi öncesi dönemden günümüze kadar katlanarak artış göstermiş ve ciddi boyutlara ulaşmıştır.

Son 150 yılda, ortalama sıcaklık dünyada neredeyse 0,8 ºC ve Avrupa’da da yaklaşık 1 ºC artmıştır. Emisyonları sınırlandıracak küresel eylemde bulunulmazsa, IPCC (Hükûmetlerarası İklim Değişikliği Paneli) 2100 yılına kadar küresel sıcaklıkların 1,8 ºC ila 4,0 ºC kadar daha ısınabileceğini beklemektedir. Bu, sanayi öncesi zamanlardan beri kaydedilen sıcaklık artışının 2 °C’yi aşacağı anlamına gelmektedir. Bu eşiğin ötesinde geri dönüşü olmayan ve olasılıkla felaket niteliğinde değişiklikler meydana gelme ihtimali çok daha artmaktadır.

Küresel sıcaklık artışının 2 °C eşiğini geçmesi durumunda dönüşü olmayan felaketlerin meydana gelme ihtimali ciddi olarak artmaktadır.

İklim değişikliğinin etkisi sıcaklıklardaki artıştan ibaret değil. Kuraklık, seller, şiddetli kasırgalar gibi aşırı hava olaylarının sıklığı ve etkisinde artış, buzulların erimesi, okyanus ve deniz suyu seviyelerinde yükselme, okyanusların asit oranlarında ve orman yangınlarında artış gibi etkenler sonucunda bitkiler, hayvanlar ve ekosistemlerin yanı sıra insan toplulukları da ciddi risk altında. Bilim dünyası, iklim değişikliğinin yıkıcı etkilerini en aza indirmek için ortalama sıcaklıklardaki artışın azami 2°C ile sınırlanması gerektiğini belirtiyor. Bu hedefin tutturulması için atmosferdeki CO2 oranının 450 ppm seviyesini aşmaması gerekiyor. Mevcut politikalar ve uygulamalar ile bu orandaki artışın devam edeceği öngörülüyor. Dünya Bankası karbondioksit emisyonlarının şu andaki artış hızıyla 2060 yılında ortalama sıcaklıklardaki artışın 4°C’yi bulacağı uyarısını yaparken, bu artışın etkilerinin özellikle yoksul kesimlerce hissedileceğini belirtiyor.

İklim değişiklikleri daha sıcak, daha kuru koşullar yaratıyor. Bu da yangın mevsiminin uzamasına neden oluyor ve tüm dünyadaki orman yangını riskini artırıyor. 2021 yaz aylarında ülkemizde gerçekleşen ve 2 hafta süren orman yangınları Ege ve Akdeniz bölgelerindeki yaşam kaynaklarımızı kül etti. Bu yangınlar ülke tarihindeki en büyük orman yangını olarak kayıtlara geçti. Bu yangınlarda 178 bin hektar civarında yani yaklaşık 250 bin futbol sahası büyüklüğünde ormanlık alan yok oldu.

2021 yaz aylarında ülkemizde gerçekleşen yangınlarda 178 bin hektar civarında yani yaklaşık 250 bin futbol sahası büyüklüğünde ormanlık alan yok oldu.