Doğaya ve Hayvana Şiddet …

Doğaya yönelik insan kaynaklı şiddet, özellikle sanayileşme ve insanların doğayı kendi ihtiyaçlarına göre şekillendirme istekleri ile son zamanlarda çok sık rastlanan bir sorun olarak karşımızdadır. İnsan kaynaklı bu tahribat; hem insan yaşamını zora sokmakta ve insan hayatına karşı yeni tehlikeler doğurmakta hem de diğer canlıların habitatlarını ortadan kaldırmakta, yaşam koşullarını zorlaştırmaktadır. Doğaya yönelik insan kaynaklı şiddetin kapsamı sadece büyük çaplı ağaç kesimleri ya da doğaya yönelik tehdit içeren sanayi ve enerji odaklı çalışmalar değil, geri dönüşüme önem vermemek ya da en basitinden yere çöp atmak seviyesinde bile incelenebilir. Kâğıt geri dönüşümünün %67’leri bulduğu ortamlarda metal geri dönüşümü %34, plastik geri dönüşümü ise %9’da kalmaktadır. Özellikle 4000 yıl boyunca doğadan kaybolmayan plastikler, doğayı büyük ölçüde kirletmekte ve dolaylı yoldan doğa yönelik şiddete yol açmaktadır.

Doğaya yönelik insan kaynaklı şiddetin en direkt yansımalarından birisi de ormanlar üzerinde oluşan tahribattır. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün verilerine göre her yıl yaklaşık 7.3 milyon hektar orman yok olmaktadır. Yine aynı örgütün verilerine göre dünyadaki yağmur ormanlarının yarısı yok olmuş durumdadır. Özellikle insan yaşamında önemli bir nokta olan oksijenin temel kaynağı olan ormanların bu kadar yüksek bir hızda tahrip edilmesi bize ne kadar karanlık bir gelecek yaşayabileceğimiz hakkında çeşitli ipuçları vermektedir.

İnsan kaynaklı küresel ısınma ve bunun sonucunda olan iklim değişikliği ise son yıllarda dünya gündeminde önemli konulardan biri haline gelmektedir. 1880 yılından itibaren 2012 yılına kadar hava sıcaklığı ortalama olarak 0.85 derece artmıştır. Burada da Sanayi Devrimi ile ortaya çıkan sera gazı üretimi ve iklim dengeleyen unsurların tahribatı büyük bir önem göstermektedir. Uzmanlar ise bu şekilde devam edilmesi halinde bu yüzyılın sonuna kadar dünyanın ortalama sıcaklığında 1.5 derecelik artış beklemektedir. Bu sıcaklık artışı ise iklim değişikliklerine yol açmakta ve özellikle dünyadaki buzulların erimesi ile somut bir hal almaktadır. Yine her yıl gözümüze çarpan “Aşırı Sıcaklar Can Aldı!” haberleri de bu iklim değişikliğinin sonuçlarındandır. Küresel ısınma ve iklim değişikliği de doğaya yönelik insan kaynaklı şiddetlerin en temel parçalarından biridir.

Hayvana yönelik şiddet; sokak hayvanlarına uygulanan fiziksel şiddet ile sınırlı kalmamakta, aynı zamanda doğaya uyguladığımız şiddet ve çevrede yarattığımız tahribat sonucunda doğal yaşam alanlarından uzak kalan ve/veya daha zor şartlar altında yaşamak zorunda kalan tüm hayvanları kapsamaktadır. İnsan kaynaklı hayvan soyu tükenmesi ise şu an doğal olarak yaşanması öngörülen soy tükenmesinin 100-1000 katıdır. Dünya ölçeğinde, son kırk yılda farklı hayvan popülasyonlarında %60 gibi büyük bir azalma görülmektedir.

Hayvanlara yönelik doğrudan şiddet ise son zamanlarda yine sıkça karşılaştığımız sorunlardandır. Türkiye’de hayvanlara yönelik şiddetin etkili cezalara çarptırılmaması ve para cezaları seviyesinde kalması ise caydırıcılığı düşürmektedir. Bu da şiddete eğilimli bireylerdeki hayvana yönelik şiddeti arttırmaktadır.

Esaretten Cesarete Kısa Film Yarışması olarak, bu sene yukarıda bahsettiğimiz konularda farkındalık yaratmayı amaçlıyoruz. Bunun sonucu olarak da yarışmamızın bu seneki temasını “Doğaya ve Hayvana Karşı Şiddetle Mücadele” olarak belirliyoruz. Geçen senelerde yoğun katılım alan yarışmamız, bu sene de “Doğaya ve Hayvana Karşı Şiddetle Mücadele” konusunda yine yoğun katılımla farkındalık yaratmayı amaçlamaktadır.